26 Eylül 2009 Cumartesi

Mucize...

Yıl 1979 ..Bir bayram sabahı, genç Kızın hayatında dönüm noktasıymış meğer….Tarık Akan kadar yakışıklıydı…Genç kıza dolaylı yoldan hemen de evlenme teklifi etmişti, hayret... Bir genç kızın duyabileceği en güzel sözdür herhalde evlilik.(şimdi anne olan kadın.. bugün en güzel taraflarını hatırlamak istiyor. :)) …İlk elini tutuşu…. hiç düşünmeden kabul etmişti arkadaşlık teklifini, çünkü bulunduğu ortam ona o kadar uzaktı ki…..Acı tatlı günler geçti……..
1980 Eylül ayı ve ihtilal, kahrolası ihtilal.
1980 Kasım Ankara ya geliş. 1980 Aralık Yılbaşı….. O MUCİZE…işte genç kadının mucizesi, sevgi ve aşk yumağı , annesinin vücuduna sessizce yerleşmiş, annesi henüz hayatı tanımadan, tamam anneciğim artık bende varım, benim sevgim seni ayakta tutacak, beni hissettiğin an hayata dört elle sarılacaksın, canım babam seni sessiz ve derinden hep sevecek,n olur belli edemese de, çook uzaklarda olsa da, hep benim sayemde (hani ben onun sayesinde seninle birlikteyim ya) ,minik tekmelerimle seni uyandırıp heeyyy kendine gelll annecim artık beraberiz diyerek annesini dirençli bir hale getirecek bir MUCİZE ……
Minik mucizenin sayesinde almış olduğu 2 kilo nede yakıştı giysilerinin içine.. aman allahım o mucize nihayet kendini belli etti, nasıl da hayata sarılmayı becerebildi. Annesinin sıcacık elleri mucizenin üzerinde gezinirken nasılda keyf alıyordu, tekmelemeyi bırakıp sıcacık kum sahilde uzanıyordu sanki.
Yıl 1982 ah bu bayramlar.. yine bir bayramı 30 Eylül 1982 … sabah saat 07.00.. o da ne ?? anne dayanılmaz bir acıyla kıvranıyor, aman allahım yoksa minik mucize artık hayata , annesinin yanına Sihir!.misin yeşil? demeye mi geliyordu , anne minik mucizenin gelişine mi yoksa hayata mı bilinmez saat 09.00’a kadar direnebildi.. İşte gelmişti, annenin hatırladığı siiiimmsiyah ve gür saçlardı………….Birde babasının arkasına buğulu gözlerle bakarak, onu annesinin sıcak kollarına bırakıp uzaklaşırken, mucize nin adını koyarak gitmesiydi………………
Yıl 2009 yine bir bayramı sonrası annenin gözleri buğulu yine minik mucizesini, biricik kuzusunu, annesinin ilk göz ağrısını, sürmeli gözlüsünü, (1,5 yaşında belli olmuştu sürmesi) yani mucizesinin doğum gününü kutlayacak ………SARDIM SENİ KUZUMM….

17 Eylül 2009 Perşembe

selamlar,

Dün akşam kötü bir haber aldık ve güne öyle başladık.

Eşim okul arkadaşını kaybetti dün gece. Çok hüzünlendik çok duygulandık.
Üzüntülerini kolay belli eden insanlardan değildir.Paniktir ama derinden gelen hislerini hiç bir zaman bizlere yansıtamamıştır. Bunlar çok güzel duygular veya üzüntülü duygular bile olsa.. Onu ilk ve sonkez babasının vefatında ağlarken görmüştüm, ondan sonra asla gözünde bir damla yaş görmedim. Onca yılı beraber geçirmemize rağmen ... Bazan çok kızdığımda olmadı değil hani, biz kadınlar erkeğimizden güzel sözler duymaya bayılırız. Ama benim eşim bana bir kez olsun seni seviyorum dememiştir. Ama bakışları davranışları yüreğinin aynası, teminatıdır.

Çocuklarına da öyle... çok nadir kucağına alıp da saçlarını okşamıştır . Çünkü ailesinden öyle görmüş, öyle yetişmiştir.... öyledir işte ... Hatta kızımız doğduğunda, babasına olan saygısından çocuğumuzu babasının yanında kucağına alamamıştı ; Ama bizler bilmişizdir onun ne kadar yufka yürekli olduğunu.. Kızdığında ise öfkesine yenik düştüğünü biliriz. Saman alevini bilirmisiniz ? gerçek anlamda soruyorum? hiç yakmışlığınız varmı ? o kadar çabuk alev alır ve sönerki hayret edersiniz... ama etrafındakileride tutuşturur..... işte öyledir .

Evet dostlar eşim akşam çok üzüldü arkadaşına.. Hepimiz bir gün buralardan gidiciyiz. Ben bencil olup hiç kimsenin acısını görmek istemiyorum...

"Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider
Kazancın yaşamasını bildiğin günler
Saki, bırak şu yarını düşünenleri
Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver" demiş Ömer Hayyam

Sağlıklı günlerle kalınız efendim .......

12 Eylül 2009 Cumartesi

Hayata pozitif bakın...

Günaydın güzel insanlar,

Hayata pozitif bakmaya başlayalı pek uzun zaman oldu, bu da birazalınan mesafeyle ilgili sanırım.Yaşamımın belirli evrelerinde çok sıkıntılı günlerim oldu (herkes gibi) ama hep bir yerlerinden yakalamaya çalıştım hayatı. Başarılı oldum mu? belki... Ama bu günüme bakınca şükretmek geliyor içimden. Öğretim yıllarım boyunca 7 yıl halk dansları grubunda (yöresel)
oyunlar oynadım. Sanırın bu günkü halimi o günlere borçluyum. Çocukluğumudan bu güne çok uzun zaman oldu tabii. Çok sevdiğimiz arkadaşlarımızdan, ailemizden hayatın bizi sürüklediği zamana doğru yolculuk yapmaya başladık. Hayallarimiz hedeflerimiz vardı. Ben bu yolculuktan büyük yaralar almadan sıyrılanlardanım sanırım.

Küçük bir taşra kasabasında büyüyüp de kocaman bir şehre gelmenin nasıl bir komedi olduğunu durun size anlatayım.

Ankara ya ilk geldiğim de abim beni bir iki yer tanıyayım diye yanında kız arkadaşıyla Kızılay medanına kadar getirdi. O kadar harikaydı ki. Ağzım açıkmıydı orasını net hatırlamıyorum ama :) Eski Ptt binasını (gökdelen) görünce o kadar şaşırmıştım ki başımınasıl yukarılara doğru kaldırmışsam kalabalıkta, abimle arkadaşının kenara çekilip beni izlediklerini fark etmemişim. Sonra heyecanla abime birşeyler söylemek için yanıma dönünce , onlarıda göremeyince, kayboldum paniği ile sağa sola şuursuzca bakındığımı hala söyler ve güler abim.

Ankara maceram o kadar çok ki, canım eşim beni gençlik parkına götürmüştü. Vayy bee şehrin ortasında bu kadar büyük bir gölü nasılda güzel değerlendirmişler diye düşünmüştüm. Daha sonra yapay kocaman bir havuzdan ibaret olduğunu anlatmıştı eşim gülerek,çünkü bizim oralarda göller dereler doğa harikası yerler olduğundan bana çok tuhaf gelmişti açıkcası...

O zamanlar fakir ama mağrur aşık gençlerdik, Ankara yı tanıtacak ya eşim bana; çalışmadığı bir hafta sonu "hadi gezmeye gidelim hem Ankara'yı tanımış olursun " diye beni aldı dışarıçıkardı; o gün hayatımda bu kadar yol kat etmediğime karar verdim, ayaklara kara su inmesi buymuş meğer..... Aylar sonra beni sadece evimizin bulunduğu Dışkapı ve Aydınlıkevler çevresinde gezdirmiş olduğunu öğrendiğinde ne halde kendime güldüğümü anlayabildinizmi bilemiyorum. Haa bir de oturduğumuz semtin neresi olduğunu sorduğumda " Dışkapı" diye yanıtlayınca.. gururumdan kendisine değilde içimden ayy yazık yaa Ankara'nın ne kadar da dışında oturuyormuş meğer.. demiştim.

Yine aylar sonra, Ankara yı iyice öğrenmeye başlayınca aslında Telsizler olduğunu, Ankaranın dışı olmadığını yine kendime gülerek itiraf ediyorum. Ayrıca herşeyi de kendi çabalarımla öğrenmeye çalışıyorum aman bana ne kadarda çahilmiş demesinle diye :))

Yapı Kredi Bankası'nda işe başlayınca; Yapı Kredi yayınlarından sürekli de Ankara broşürlerini iş arkadaşlarıma çaktırmadan inceliyordum:) O zamanlar İ (Nokta) Melih yoktu bize Ankara broşürü hazırlayacak, kıymetini bilin adamın...

İşte böyle, yazarken o günlere gittim iyi oldu ... Tekrar gülümsedim; Hayata pozitif bakın arkadaşlar, bakın ki o geçen her saniyenin çok kıymetli olduğunu bilin. İnanın şu anınız bile bir daha asla geri gelmeyecek..

Hoşçakalın dostça kalın, gülümseyin, hayatın sizi alt etmesine izin vermeyin...

10 Eylül 2009 Perşembe

Merhabalar .. :)

Öğrenmenin “yaşı yoktur” ..hep deriz de.. gerçekten yaşamayınca bilemeyiz. Ama bol keseden tavsiye de ederiz hani.. Çok bilmişizdir de herkese tavsiyelerde bulunuruz, aaa öyle deme şekerim “öğrenmenin yaşı yoktur” .. İyide yaşı yoksa öğren bakalım :))

Şimdi neden yazdım bunları biliyor musunuz; kendime blog açmaya karar verdiğimde kızımdan yardım aldım, işte itiraf ediyorum.. Fakat bana anlatmak istediği bir takım bilgileri iki üç kez anlatmasında ancak anlayabildim. Benim hakkımda ne düşündü kim bilir, ne zor anlıyor annem demiştir. Neyse yavaş yavaş öğreneceğim sanırım. Öğrenmenin yaşı yoktur?

Ben Karadenizliyim ve memleketimi herkes gibi çok severim. Kendimize özgü şivelerimiz vardır. Bizim memlekete gelenler az çok bilir. Bizim çok sevdiğimiz bir ablamız vardır. Memleketten Gurbete gidince arkadaşına mektup yazmış bende bu mektubu sizinle paylaşmak istedim. Buyurun efendim. İyi eğlenceler :)

Gıymetli Bacılığım Gıymet,
Avurdan ayrılalı böön aşşa okarı on beş gün gada oliii. Nası gözümde tütiiz bi bilsen. Has bacım giderken ıraat etdim dicem emme yalavuz au Voninen Fatsa arasında dönemeçlerde araba azucuk dutdu. Araba da biraz hışırdı bi türlü ısınmadı anniinmi? Öösgar pencerenin gısuruklarından içeri dolii, tösberdim galdım. Buydum, buydum öösgarden çitloolarım yandi. Bi de yanda çıtıman gafalı bi oolan boyna cıgara içi: zaar gibi kep kep ösküri. Az daa istifar edidim. "Ula at oolum au soykıyi" dedim. Baa ne dese beenüsün: 'Çok bilisen özel araba dut, bu bubaan arabası deel!"

"Davun çıksın aazıan!Gabboon feşeli bilee!"

Samsun'a varduumuzda araba biraz eylendi. Gakakan yanıma, ne andırsa yalaaş aazlı bir herif geldi, beni yerimden galdurup iki sıra arkiye oturdu. Ben gasbana edii sandım, mabalı günahı boynuna ta Ordu'dan beri sef otirimişim. Samsun'dan soona nagada geddük bilmiim. Otobos gine beerde eylendi. Uyku semeresine galkdımıdı şüfer: 'Otobosunuz aburda yirmi dakga çayınan ihtiyaç molası vermüşdür, çaylar şirketüüzün armanudur' dii. Çay gözüün elifine girsin, dooru bişii verseze.

Baktım millet otobuzdan patı patı döküli. Eygine sıkışdidim, altıma etcem. Eniim de hacadımı göriim, diim : emme ne yalan söyliim, bi tüllü de gendüme güvenemiim ... Nediim bacım, okumam yazmam yok. Ur da bi yıın otobuz, şaşırurum da başka arabiye binerim diin gorkiim.

Bıldır deemenci Musa'nın garısının başına geleni bilmiinmi? Garucaz Angariye gızının yanına giderken ebüle beerde otobuzdan enmiş: soona yaaniş arabiye binincik Angariye gidiim diyiin Sıvaz'a geçmiş.Garucaz buralardan gelcem diin ne haller çekmiş.

Ben öyle gine durukan, araba'nın keçemen gözlü mavini yanıma geldi. “Nene niye enmiin, seen tuvalit ihtiyacın yokmu?” dedi. “Anam oolum, var hele işen get, beem gibi keyfana netcek tuvaliti muvaliti sen baa ayak yolunu görset de gidip gelim” dedim. Uşak başladı gülmiye... “Deyze ben de saa unu demek istim” dedi. Ne bilim bacım. Tuvalit diyinçik gaşımı çekecekler, yüzüme pudra sürecekler sandim. Allah razı olsun oolan baa görsetti. Keşik baa gelincik hacadımı adam akıllı gördüm.

Çıkaken ne görim. Gapıda bi gocaman oturmuş beklii. Önünde bi ufak masa, her çıkandan para alii. Eyi has da beem heç çec param yok. Zadtı olanca paramı da çaldurmiim diin yaşmamın gıyısına tüüm eddim "Has gardaşım, nası olsa herkes parinen edi bi bende, babaan hayrına edim, hakkıyın helal et, dedim. Allah razı olsun gocomacuaz eyi herifmiş "varsın olsun bacım geç, geç... ben seen gibileri zatti hep bubamın hayrına etdiriim, hayrına ettüre ettüre rahmetlük de hayır galmadı ya." dedi.

Urdan yollandıktan sonra diken aşşa diken okarı epi yol alduk. Gözüm almış, ürüyamda irahmetlüceez gelmiş ocak başına sökenmiş tekleme ayıtlii. Ürüya bu ya Anşa beni bırakdın da giddin dii. Ula hep gitmiim, gelcem demiye galmadan bi türkinen uyandım. Elmadası mimiş ne, hayurdur inşallah dedim. Gözüm daa uyku dutmadı. Aklım Ürüyan'da galdı emme.. Otobuz angariya gada türkü çağırdı.

Angari'ya varduumuzda ışıdidi. Garaç meşar yeri gibi. Otobuz, adam otobuz, ortalık gaynii, iine atsan yere düşmii. Şüfer oparliden "Geçmiş olsun bida sefere gine beklerük."dedi. Yürüme bi sıkıntı çöreklendi. Ya issiinim gelmezse! Keçemen muavin turşu bidonlarını indürükene İssiin arabii kese yollardan sürüp beerde durdu, "aa bizim apartuman" dedi. Beni okarı çıkarıp arabada gıldı gıcakları almiye endi. Gelin beni hoşliip elimi öptü. Çakdumadan aşşadan okarı şöle bi süzdüm. Güleç yüzlü, haccak bişi, emme gara guru acuk. Irahmetli gaynatam bi gıram et, bin gusur örter diidi. Alan almış, satan satmış gıymatlı bacıcuazım bize ürmek düşer. Gıymatlum galanını soona annadurum. Senden de hayıllı habarların bekliim.
Çivi çakdum keserinen tahdiya
Sap bulamadım girebinen batlıya Mektubuma cuvap beklerim
Önümüzdeki haftıya….